31 Mayıs 2014 Cumartesi

Levent Üzümcü: ‘Erdoğan’ı tek mutlak lider zannedenler Gezi’yle ayıldı’

Gezi eylemlerinin ‘çapulcularından‘ biriydi Levent Üzümcü. Pek çok insan yüzüne televizyondan ya da sahnelerden aşina olsa da pek çokları için Üzümcü’yü eylemlerin göbeğinde görmek şaşırtıcı değildi. Tabiri caizse o, mütemadiyen direnenlerdendi çünkü.

Bu yüzden ‘ateist‘ de oldu kimilerinin gözünde, ‘terörist‘ de… Bu tarz isimler takılmasını da kabul edemiyor bu arada Levent Üzümcü. Haklı olarak bir ülkenin başbakanının yurttaşlara nasıl sıfat takabileceğini sorguluyor.

Yeni filminin hazırlıkları için Yunanistan’a gitmeden önce konuştuğumuz Levent Üzümcü, Gezi direnişinin yıldönümünde burada olamamaktan hayıflanıyordu bir parça. “Bu ülkenin demokrasi tarihindeki en önemli eylem” dediği Gezi’yi, kendisine isim takan ‘karşı mahalleyi‘ ve Gezi’nin birleştirdiklerini konuştuk Üzümcü’yle…

Bir yılı tamamen geride bırakmışken, Gezi algısı hakkında ne söyleyebilirsiniz? Gezi’yi biz nasıl anıyoruz, ‘karşı mahalle’ nasıl anıyor?
Gezi, iyi niyetli bir olaydı. Bunun bazı kesimler, özellikle de bu rejimi dayatan partinin yandaşları tarafından kötü niyetli olarak algılanması çok problemli. Sürekli bu yönde çalışmaların yapıldığını gördük zaten dikkat ederseniz. İsim takmalar, durumu aşağılamaya çalışmalar, Gezi’ye giden insanların daha kötü bir Türkiye istediğini söylemeleri, onların parayla satın alınmış oldukları, hatta vatan haini oldukları gibi bir takım argümanlarla çıkıyorlar karşımıza.

Vatan haini olan insanlar parkı işgal etmez, vatan haini olan insanlar kendilerini belli etmez; ama vatan haini olan insanlar el altından vatanlarının yok olması için ellerinden geleni yaparlar. Oradaki insanlar vatanına sahip çıkan insanlardı.

Demek ki burada asıl problem o insanları oraya çıkartanlarda, insanların oraya çıkmasına neden olan kuvvetlerde. Onların önce dönüp kendilerine bakması gerekiyor.

‘Gezi, krizi yönetememenin kanıtı oldu’
Bir çeşit Gezi’den önce ve Gezi’den sonra ayrımı yapabiliriz yani…
Tabii ki Gezi’den önce ve Gezi’den sonra denilebilir yaşadığımız durum için. Başka türlü tanımlanması mümkün değil, çünkü Gezi’nin kendini tek mutlak lider, Türkiye’nin mutlak gerçeği zanneden insanların da ayılmasına sebep olduğunu göz ardı edemeyiz. Bu insanlar Gezi’yle ayıldı.

Bu insanların ayılmasının yanı sıra bazıları da ne kadar ‘bayılmış olduklarını‘ fark etti! Yine Gezi’yle birlikte bu ülkenin kutuplaşması ve bunun kimin tarafından yapıldığı da daha çok ortaya çıktı.

Buradaki insanların hiçbiri kötü bir ülke dileğinde değillerdi; aksine daha iyi, çağdaş ve daha özgür bir ülke istiyorlardı. Ama bu insanlara bunun karşılığında isimler takılıyor, vatan haini ilan ediliyor. Bir krizi yönetememenin, yönetebilecek bir yapıya sahip olunmadığının da kanıtı oldu Gezi.

Nasıl hepinizin cumhurbaşkanı olacağım dersin?
Levent Üzümcü, Gezi eylemleri sırasında parktan ayrılmayan isimlerdendi.

“Kendini Türkiye’nin tek mutlak gerçeği zannedenler ayıldı” dediniz. ‘Muktedir’ olarak tanımlayabileceğimiz Tayyip Erdoğan’ın imajını ciddi anlamda sarsan bir olaydı Gezi. Belki de ilk defaya mahsus kamusal alanda böylesi ciddi bir imaj erozyonu yaşadı hem yurt içinde hem de yurt dışında.

Aynen öyle. Zaten kariyer dediğin şey, bizim kariyerden anladığımız şey başarılarla yoğrulup, yapılan işlerin ne kadar kaliteli olduğuyla ölçülebilecek bir şeydir.

Şimdi bakın, sürekli bazı argümanlar öne sürülüyor. Müthiş bir dezenformasyon oldu, dezenformasyonun şahı yaşandı. İnsanlar yapmadıkları şeylerle suçlandı. Bu çok acıydı. Düpedüz insanların gözlerinin içine baka baka yalanlar söylendi.

Kendi halklarına kendi yandaşlarına o insanları kandırmak için taammüden yalan söylediler. Bu yalanlar ortaya çıkarıldı ancak bunları dahi kabul etmediler. En tahammül edilmezi buydu. Bu yalanlarla Gezi direnişinin asıl nedeni görmezden gelinmeye çalışıldı.

Mümkün olabilir mi böyle bir şey? Kendi ülkenin vatandaşlarına sen bir başbakan olarak nasıl isim takarsın? Nasıl o zaman ben hepinizin başbakanıyım dersin? Nasıl hepinizin cumhurbaşkanı olacağım dersin? Şu an bu ülkede bu partiye oy atmamış ve bu partinin yaptıklarından hiç hoşlanmayan yüzde 57’lik bir kesim var. Bir ülkenin demokrasisi için çok önemli bir rakamdır bu. Bu yüzde 57 “O, yönetse de olur, yönetmese de olur” demiyor ki. Bu yüzde 57 bu insanın yönetmesini kesinlikle istemiyor.

“Gezi bir kazanımdı” cümlesini rahatlıkla kurabilir misiniz o halde bu algının oluşması ve yerleşmesine baktığınızda?

Kesinlikle söylerim. Bu ülkenin demokrasi tarihindeki en önemli eylemdir Gezi. 1923 Cumhuriyet Türkiyesi’nin kuruluşundan bu yana böylesi bir kitle eylemi yaşanmadı Türkiye’de. Bütün dilleri kapsayan, insanların bir bayrak altında toplandığı, gerçekten barışçıl olan bir eylemdi.

İnsanlar taammüden yanlış yönlendiriliyor
Yüzde 57 diyoruz ama bir de ezelden beri birbirine düşman yaşayan kesimler var Türkiye’de. Gezi onları bir araya getirebildi en azından direnme noktasında, peki ya sonrası?
Haklısın, bir yere kadar insanlar birbirlerini fark ettiler; Gezi, birliktelik sağladı farklı kesimler arasında.

Ama benim asıl üzerinde durduğum şey şu ki insanların birbirini fark etmesinden daha kötü bir şey var. AKP’li olan tayfa da kemikleşmeye başlıyor. Olayla ilgili hiçbir çözüm bulamadığı için kemikleşmeye başlıyor. Bu bence üzerinde durulması gereken çok tehlikeli bir şey. AKP’li olan insanların yavaş yavaş Türk siyasetini AKP’den ibaret saymaları, AKP’yi Türk siyasetinin tek doğrusu görüp, geri kalan herkesin ve her türlü partinin bu vatanın haini oldukları görüşüne kapılmış olmaları. Biz bunu aşamıyoruz, bunu çözemiyoruz bir türlü.

İnsanlar taammüden yanlış yönlendiriliyor. AKP seçmeni olayları tarafsız kaynaklardan öğrenemediği için olaylara tarafsız yorum da yapamıyor ve ne duysa ona inanıyor.

Son olarak, ne kadar cesaretlendirse de iktidar baskısı ve korkusu yaşayan kesimler oldu. Siz kendi adınıza böyle bir hisse kapıldınız mı?
Bu insanların korkuyu hissettirebilmeleri sizin korku eşiklerinizle alakalı bir şey. Kimlerle korkuyu estirdiğine baktığında bu insanların gerçekten ne kadar korkak insanlar olduklarını yıllardır tiyatro işiyle uğraşan bir oyuncu olarak ben görebiliyorum. Çünkü benim işim bir anlamda bu insanların hayatlarını tiyatro sahnesinde oynamak aynı zamanda. Bu durum turnusol kağıdı işlevi görür, hemen anlayıverirsin. Onun için ne onların yandaşlarından, ne o partilere körü körüne inanmış insanlardan, onların fanatiklerinden ne de başka gruplardan herhangi bir korku duymuyorum.

Ama şunu da net belirtmeliyim ki, korku duyan insanlara da saygım var. Çünkü herkesten aynı korku eşiğini bekleyemezsin. İnsanların korkularına da saygım oluştu benim Gezi direnişinden sonra. Çünkü insanlık hali bu.

Röprataj: Semin Sezerer / Diken.com.tr

Hiç yorum yok: