27 Haziran 2014 Cuma

Kara Panterler Partisi’nde geçen bir hayat: Mumia Ebu-Cemal ya da “Özgürlük istiyoruz!”

“Kafamda şu fikirle başladım: ‘Hakkım olan bir şey var; ölüm veya özgürlük.”
(Harriet Tumban, Siyah Özgürlük Savaşçısı)

Kara Panterler Partisi
Zamanın kum saatinin öteki yanından baktığımızda, Kara Panterler Partisi’nin kökenin şaşırtıcı derecede sıradan bir olaya bağlı olduğunu görürüz: kötü bir devlet okulundan yeni mezun iki yoksul kolej öğrencisi, yeni şekillenen siyasal bilinçleri doğrultusunda bir çıkış yolu arayarak, kolejin ‘Siyah’ öğrenci grubuna katılmaya karar vermişlerdi.

Göründükleri kadarıyla, pek dikkat çekici insanlar değillerdi. Yirmili yaşlarındaki iki siyah genç, kendi varlıklarını görmezlikten gelmekten mutlu olan bir dünyada anlam aramaya çıkmışlardı. Aileleri içinde ilk kez yüksek öğrenim görmek isteyen (bir nevi ilk kuşak oluyorlardı ki) binlerce, belki de on binlerce genç erkek ve kadının arasında sadece iki kişiydiler. Yüksek öğrenim kurumlarına ulaşmaları, pek çok bakımdan yeni ve aşina olmadıkları bir dünyaya uzanan bir yolculuğa çıkmak anlamına gelecekti. Daha önceki yetersiz eğitimleri, pek çok genci bu yolculukta hazırlıksız yakalamıştı çünkü.

1960’lı yılların ortaları: dünyanın dört bir yanında, havasız, kapalı ve karanlık odalarda esen taze rüzgârlar gibi çeşitli hareketler hızla boy atıp durmaktaydı. Bu rüzgârlar insanlara isyanın, direnişin ve dünya devriminin iç bayıltıcı kokularını getirmekteydi!

O dönemler Merritt College’in bulunduğu California’daki West Oakland’de en büyük tartışma konusu yaşanmaktadır ve buda 1962 yılındaki Küba Füze Kriz’iydi. Emperyalist ABD ile SSCB arasında Küba yüzünden bir nükleer savaş patlak vermesi ihtimali ortadan kalkmış görünüyorsa da, muhtemel bir atom savaşının saldığı dehşet, ay ışığı kadar gerçekti. Zamanın uluslararası gerilimleri, o dönemin öğrencilerini yetişmekte oldukları dünyayı sorgulamaya itiyordu. Üstelik bu yetmezmiş gibi, ABD’nin güneyindeki, yükseltmekte olan Medeni Haklar Hareketi, gençler arasındaki tartışmalara yerel konuları da taşımaktaydı.

İşte o dönemlerde Bobby Seale adında bir öğrenci, kampus içinde dolaşıyor ve söz düellosuna girecek güce sahip olanları dinliyor, etrafında olup bitenleri gözlemliyordu. Konuşmacılar fikirlerini sessiz bir dinleyici kitlesi önünde ifade etmek yerine, en hararetli tartışmalara dalıyor, dinleyicilerinden yaylım ateşi gibi gelen çeşitli soruları da aynı hararetle cevaplıyorlardı. İşte o tartışmalar da Huey adında genç biri (deyim yerinde ise hatip bir nitelikte) ve öyle bir militanca kararırlılıkla, bilgece konuşmaktaydaydı.

Böylesi bir karşılaşma, nasıl Kara Panterler Partisi’nin doğuşunun habercisi olabilir di(?) diye sorulabilir: özetle bütün bunlardan çıkarmamız gereken tek şey, o dönemde siyah öğrenciler arasında ve radikal çevrelerde hâkim olup, daha sonra birleşerek bir ideolojinin başlangıcını oluşturacak çeşitli düşüncelerin olmasıydı. Bu her iki gencin karşılaşması, yani Bobby Seale ve Huey’in karşılaşmaları farklı bir şeyler aramasından kaynaklanıyordu. Belki de: dünyanın neden bu kadar karışık olduğunu, belki günlük sıkıntılarından kurtulmanın yolunu, belki de Siyah Amerikalılar’ın yüzyıllardır aradıkları şeyi; özgürlüğü!

Huey ve Bobby’nin bu ilk karşılaşmaları, Kara Panterler Partisi’nin varlığı süresince devam edecek güç ilişkilerinin de başlangıcını oluşturacaktı. Daha genç olmasına rağmen, Huey P. Newton’un Bobby Seale’den çok daha aktif, çok daha esnek ve çok daha geniş görüşlü bir bakış açısına sahip olduğunun aşikârlığıydı.

Bobby Seale, Huey P. Newton’u “Dünyanın Lanetlileri” adlı esrinden etkilendiği, Karayipler doğumlu Cezayir devrimcisi Frantz Fanon’la tanıştıracaktır. Bu Cezayirli devrimciden o kadar etkileneceklerdir ki, onların gözünde diğer Siyah Amerikalılar için, Fanon’un sözleri sadece Afrika’daki sömürge koşullarının değil, dünyanın sorunlarının ve Siyah Amerika’nın neden bu kadar sefil durumda olduğunun bir açıklamasıydı. Beyaz zenginliğin bolluğu ve düzeniyle kıyaslandığında, Amerikan gettosunun o geniş ve iç karartıcı yoksulluğundan bir anlam çıkarmak isteyen birinin gözünde, Fanon’un yürekli ve tutkulu yazıları güçlü bir ışıktı. Fanon’un anti-sömürgeci ve anti-emperyalist bakış açısı, genç Newton’u etkileyen tek şey değildi tabii ki… Siyah milliyetçi Malcolm X’in de, kendisinin “elle tutulamayan” ve “derin bir şekilde ruhsal” diye tanımladığı bir etkisi vardı onun üzerinde. 1955 Afrika ve Asya ve Endonezya’daki “Bandung Konferansı”nda bu devletlerin sömürge karşıtı harekete destek sözü verdiklerini de anlatmakla beraber, Malcolm X ve Fanon, Newton’un üzerinde derin etkiler bırakarak, anti-emperyalist ve radikal bir perspektife kaymasına yol açmışlardır.

Ulusal veya uluslararası çaptaki Siyah ve Üçüncü Dünya Özgürlük Mücadeleleri, Kara Panterler Partisi’ni kuran bu iki genci derinden etkilemişti. Tabii, Fanon’un yanında daha başka yazarlar ve kitaplarda bu süreçte kilit rolü oynamışlardır.

17 Ekim Devrimi’nin kurucularından Lenin, W.E.B. Du Bois, James Baldwin, Dostoyevski, Camus ve Nietzsche’nin yanı sıra Robert Williams’ın “Silahlı Zenciler” (1962) adlı kitabı da Newton’un giderek gelişen zihnini beslerken, o dönemin insanları, bir yıl önceki öfkeli getto ayaklanması olan Watts’ın küllerinde ısıtılan ruh besinleriyle beslenmekteydi.

Tarih artık 1966’lı yıllara yakın bir tarihtir: Seale ve özelikle Newton, ülkeyi orman yangını gibi kasıp kavuracak bir grup oluşturacak, Öz-Savunma İçin Kara Panterler Partisi (BPPFSD), tarih 15 Ekim 1966’yı gösterdiğinde kurulacaktır; yine daha sonra Kara Panterler Partisi (KPP) adını alacak olan parti, kırktan fazla ABD kentinde taraftar bulacak ve ülkenin dört bir yanında Faşizme Karşı Milliyetçi Cepheler adı altında bilgi merkezlerine sahip olacaktır. Yani Kara Panterler Partisi artık kurulmuştur…

Mumia Ebu-Cemal’e özgürlük!
Geçmişi asırlara dayanan Siyah Diremiş Hareketi’nde iki eğilim vardır; birincisi, sahibi hastalandığında “Neyin var efendi, hasta mıyız?” diye soran “Ev kölesi” tavrının tipik bir örneği olan ve Martin Luther King, Jr.’da simgelenen “Medeni haklar” modeli; ikincisi, sahibi yatağına düştüğünde, efendisi bir an önce ölsün diye dua eden “Tarla kölesi” tavrını benimseyen Malcolm X’in çizgisinde somutlanan derin direniş hareketi. İşte, Kara Panterler Partisi, Malcolm X’in çizgisinde, tüm mücadelesini ‘Siyahlar’ın nihai kurtuluşuna adamış bir ‘kitle şiddeti’ne dayalı bir özgürlük hareketinde, 1982’de Philadelphia’da bir polis memurunu öldürmek suçuyla hapse girip idama mahkûm edilen Mumia Ebu-Cemal de on beş yaşından itibaren Kara Panterler Partisi’nin en aktif militanlarından biri…

Mumia Ebu-Cemal 9 Aralık 1982’de, bir polis memurunu öldürmekle suçlanıp aynı şehirde tutuklandığında, Siyah Gazeteciler Birliği’nin Philadelphia şubesinin başkanlığını yapmaktaydı ve önde gelen radyo yayıncılarından da biriydi… NPR, Mutual Black Network, National Black Network, WUHY (şimdi ki adıyla WHYY) ve diğer istasyonlarda ödül kazanan programlarıyla, Philadelphia’da “Sesi çıkmayanların sesi”ydi.

Mumia Ebu-Cemal henüz 15 yaşındayken, George Wallace’ın başkanlık kampanyasında bir mitingde protesto gösterisi yaptığı için dövülmüş ve tutuklanmıştı. 1968’in sonbaharında, Kara Panterler Partisi’nin Philadelphia şubesinin kurucu üyelerindendi ve İstihbarat Bakanı olmuştu. 1970 yazında California, Oakland’deki parti gazetesi için çalıştı. Devrimci Halkın Anayasa Kongresi’nin toplanmasında ve kent polisinin Panterler Partisi’nin üç yerel ofisine birden baskın düzenlenmesinden kısa bir süre önce Philadelphia’ya ya geri döndü. Ondan sonraki on yıl boyunca Mumia Ebu-Cemal’ın Philadelphia Emniyeti’nin ve Rizzo yönetimini alan ağır eleştirileri onu “İzlenmesi gereken” bir gazeteci durumuna getirdi. Mumia Ebu-Cemal Belediye Başkanı Rizzo’nun 1978 yılında MOVE örgütüne (Batı Philadelphia’da Poweyton Village semtinde) yönelik kuşatmasını teşhir edişi, kenti yönetenleri özellikle kızdırmış ve çok geçmeden radyodaki işini kaybetmişti. Giderek büyüyen ailesine bakabilmek için artık taksi sürücüsü olarak geceleri çalışmak zorundaydı.

9 Aralık 1981-82’de sabahın erken saatlerinde polisin silahlı takibine uğrayıp, dövülerek gözaltına alınan ve polis memuru Daniel Faulkner’i öldürmekle suçlandı. Philadelphia’nın ünlü “İdamcı yargıcı” Albert Sabo’nun yönetiminde mahkemeye çıkarılan Ebu-Cemal, 3 Temmuz 1982’de cinayetten suçlu bulundu ve ölüme mahkûm edildi. Yıllarca süren itirazların ve uluslararası protestoların sonucunda, 11 Aralık 2001’de 3. Temyiz Mahkemesi ölüm cezasın bozdu, fakat hükmü kaldırılmadı. Tarih 2002 yılının Ekim ayını gösterdiğineyse; dava Pennsylvania Yüksek Mahkemesi’nde de değerlendirmeyi bekliyordu.

Mumia Ebu-Cemal hayatı boyunca, Kara Panterler Partisi’nin ülke çapındaki gazetesinden başlayarak, toplumumuzdaki ırkçılık ve eşitsizlik üzerine yazılar kaleme almıştı. Ebu-Cemal bugün hala dünyaya sunulmuş olarak lanse edilen demokrasinin beşiği ve özgürlüğün ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’nde tutsak ve tecrit altında. Karl Marx şöyle diyordu bir kitabında hem de bundan tam yüzyıl öncesinden: “Bugün Amerika’nın zengin olmasının tek nedeni zencilerdir (Siyah Irk) bugün o ırkı, Atlantik kıtasından alın Asya’ya ya veya da herhangi bir ülkeye yerleştirin o kıtayı ya da o ülkeyi zenginleştirirsiniz” diyordu.

Bugün ABD gibi birçok ülkede Mumia Ebu-Cemal’ler tutsak ve tecrit altında, sadece davalarına inandıklarından dolayı. Çünkü onlar bu 21. yüzyılda hala capcanlı bir şekilde umutlarını gelecek kuşaklara taşımanın kavgasını veriyorlar.
Bu yazı daha önce Kolektif Dergisi'nde Che Si’ [EK] imzasıyla yayımlanmıştır, ayrıca Mumia Ebu-Cemal’in yorumlarını görmek için www.prisonradio.org’dan takip edilebilir ve Free Mumia sitesini takip edebilirsiniz. | FKBC

Filistin için İsrail’e ‘Boykot Girişimi’nden eylem çağrısı

İsrail’in günlerdir üç kişinin kaybolduğu gerekçesiyle 7 Filistinliyi katletmesi ve 50′den fazla çocuk 468 Filistinliyi katlederek Filistin topraklarına yeniden saldırıya geçmesi üzerine Filistin için İsrail’e Boykot Girişimi, 28 Haziran Cumartesi günü saat 17:00′da Galatasaray Lisesi önüne basın açıklamasına çağırdı.

Filistin İçin İsrail’e Boykot Girişimi’nin çağrısı şöyle:

İşgal altındaki Batı Şeria’da, 5800’ü aşkın Filistinli tutsağın özgürlüğü için 3 Siyonist yerleşimcinin esir edilmesinin ardından İsrail işgal güçlerinin Filistin halkına saldırısı başladı. On günden fazla devam eden saldırı ivme kazanarak her geçen gün artıyor. On gündür, İsrail, Filistin halkına bir kere daha toplu ceza politikası uygulayarak ev baskınları, çocukları kaçırma, gençleri tutuklama, sokağa çıkma yasakları ve Filistin halkının hayatını kuşatmanın tüm yollarını deniyor. On gün içinde 7 Filistinli öldürüldü, 50’den fazlası çocuk 468 Filistinli tutuklandı.

Filistinliler işgal ile mücadele ederken, bir yandan da İsrail’le işbirliği yapan Filistin yönetiminin baskı uygulamalarına şahit oluyor. İşgal ve Filistin Yönetimi’ne karşı mücadele eden Filistin halkı tüm bu yalnızlığa rağmen mücadelesinden bir adım bile geri durmuyor. Filistinli idari tutsakların, 5 yıla yakın bir zamandır mahkeme önüne çıkartılmadan tutuklu olmalarına ve tutsaklığın kötü koşullarına karşı 62 gün önce başlattıkları açlık grevi mücadelesini sürdürüyor.

Bölge halklarının zulme karşı ayaklanmasının ardından, dış müdahalelerin ve otoriter rejimlerin saldırganlığı yüzünden üç yılı aşkındır bölgeye hâkim olan kaotik durumdan yararlanan İsrail, Filistin yurdundaki tahakkümünü sessizce arttırdı ve çok sayıda yeni yerleşim bölgesi kurarak Filistinlilerin toprağını küçük kantonlara dönüştürdü.

Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Filistin halkının toplumsal güçleri tarafından yapılan çağrılar üzerine ve Türkiye’de yaşayan Filistin diasporası üyeleriyle beraber aldığı bir kararla Filistin ile dayanışmayı yükseltmek için, bölge halklarının mücadelesine inanan ve duyarlı olan herkesi çağırıyor.

Türkiye iktidarı ve gerici siyasal İslam hareketlerinin, kendi menfaatleri ve söylemlerinin meşrulaştırılması için bir araç olarak kullandığı Filistin ile dayanışma söyleminin artık sönümlediği bu dönemde, bölge halklarının ilerici ve özgürlükçü güçleriyle bir arada hareket edebilmek, enternasyonalist dayanışmaya inanan Türkiyeliler için de tarihsel bir görevdir. Bugün Deniz Gezmiş olmak, bir kere daha Filistin’in ilerici ve özgürlükçü güçleriyle dayanışma içinde olmaktan geçiyor.

Siyonist saldırganlığa karşı, Filistin halkı ve açlık grevindeki Filistin tutsaklarıyla dayanışmayı yükseltmek için uluslararası dayanışmadan, bölge halklarının mücadele birliğinden yana olan herkesi Cumartesi günü saat 17.00’da, Taksim Galatasaray Lisesi önünde bekliyoruz.

Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi

Etkinlik Facebook sayfası: İsrail saldırganlığına karşı Filistin halkının yanındayız!

26 Haziran 2014 Perşembe

TKP bölünüyor mu?

TKP Merkez Komitesi içerisinden iki ayrı grup tarafından yapılan açıklamalarla Türkiye Komünist Partisi’nin içerisindeki tartışmanın kritik noktalara geldiği kamuoyuna yansıdı. Okurlarımızın konuya ilişkin doğru bilgilendirmeye ulaşmaları için her iki grubun açıklamasını da yayınlıyoruz. Gruplardan bir tanesinde Aydemir Güler ve Kemal Okuyan’ın isimleri dikkat çekerken, diğer grupta Erkan Baş ve Metin Çulhaoğlu’nun isimleri öne çıkıyor.

Türkiye Komünist Partisi Genel Merkez imzasıyla yayınlanan açıklama: :

Değerli yoldaşlar,

Partimizde ortaya çıkan tabloya açıklık getirmek durumundayız.

Türkiye Komünist Partisi, gelenek ve değerleriyle, siyasi hat ve üslubuyla taban tabana zıt bir kesimin saldırısı altındadır. Bu saldırı, komployla, manipülatif tezlerle, yalanla, dezenformasyonla yürütülmektedir.

Bir grup MK üyesinin istifa ettiği haberi, parti üyelerinin kendilerini çaresiz hissetmelerini ve boyun eğmelerini sağlamak için uydurulmuş bir yalandan ibarettir. 

Bu konuda gereken açıklamayı dün gece partinin resmi adresi üzerinden email adresleri kayıtlı üyelerimize ulaştırdık. Bu yolu seçmemizin nedeni kimi parti kademelerinin söz konusu gayrımeşru faaliyete aktif olarak katılmalarıdır.

Sorun politik ve örgütseldir. Nasıl bir değer verdiğimizi parti yayınlarında, Eylül tezlerinde, Gelenek dergimizde ayrıntılarıyla irdelediğimiz Haziran direnişi manipülatif bir biçimde tartışmanın merkezine oturtulmaktadır. Buna göre, Türkiye’nin içine girdiği yeni dönemde partinin devrimcileşmesi gereği ortaya atılmakta, “yeterince devrimci olmadığımız” iddia edilmekte ve bu demagoji partimizin geleneklerine, temel perspektifine ve kolektif liderlik anlayışına karşı tasfiye harekatının gerekçesi olarak sunulmaktadır. Türkiye Komünist Partisi’nin yapabileceği tartışma, partimizin topluma daha etkili biçimde müdahale etmek yönünde kendisini nasıl geliştirmesi gerektiğinden ibarettir. Partinin ülke siyasetinde biricik olan sosyalist devrimci konumlanışını sorgulamaktan sadece tasfiyecilik çıkar. Bizim bu sistemsiz ve düzeysiz tezlere, bunun parçası olan kariyerist müdahalelere pabuç bırakmamız ise kesinlikle düşünülemez.

Partimizdeki kilitlenme Merkez Komitesini kapsamaktadır. 18 Mayıs ÖK toplantısında kürsüye yansıyan taraflaşma 19 Mayıs’ta MK’da tekrarlanmıştır. MK’nın yeniden toplanma olanağını yitirdiği ortaya çıkmış, bunun üzerine partiyi kongreye en yakın zamanda taşıyabilmek için arayışlar başlamış, MK yetkilerini de devralacak bir Kongre Hazırlık Komitesi oluşturulmuştur. Bu girişimde Arif Basa, Aydemir Güler, Emrah Akansu, Erhan Nalçacı, İbrahim Bulut, Kamil Tekerek, Kemal Okuyan, Kurtuluş Kılçer, Hüseyin Karabulut, Savaş Sarı, Süleyman Baba yer almıştır. Ancak partiyi bölmeye faaliyetlerin hızlandırılması bu komiteyi faaliyete geçmekten alıkoymuştur.

Türkiye Komünist Partisi bu krizi aşacaktır. Türkiye Komünist Partisi ülkemizde sosyalizm mücadelesinin en gelişkin, en ileri mevzisini temsil etmektedir. Bu saldırıyı boşa düşürmek, yalnızca örgütsel değil bir siyasal görevdir. Tüm parti üyelerimizi değer ve geleneklerimiz etrafında kilitlenmeye çağırıyoruz.

Merkezi boşluk en kısa sürede giderilecektir. TKP’nin böyle bir kadro birikimi kesinlikle vardır.

Alper Birdal, Arif Basa, Aydemir Güler, Cangül Örnek, Erhan Nalçacı, Kemal Okuyan. Savaş Sarı, Senem Doruk, Süleyman Baba, Uğur Kayrak, Yiğit Günay, Zehra Güner.

Not: Bu açıklama son Kongremizde seçilen MK’nın 12 üyesi tarafından hazırlanmıştır. Çalışmamızı parti örgütlerinin büyük çoğunluğunun sekreter veya sorumlularıyla iletişim halinde sürdürüyoruz.

Türkiye Komünist Partisi
Genel Merkez

ERKAN BAŞ VE METİN ÇULHAOĞLU İMZALI İKİNCİ AÇIKLAMA

Sevgili yoldaşlar,

Partimizde yaşanan krize karşı ilk kez sözümüzü söylüyoruz. Bu sözü söyleyene kadar, partinin meşru bütün kurulları sonuna kadar zorlanmış, parti ve yoldaşlık hukuku dışına çıkmadan bu süreci aşmak üzere çaba gösterilmiştir.

Partimize, geleneğimize, sosyalist devrimci hattımıza ve programımıza yapılacak en ufak saldırı karşısında ilk bizim duracağımızı hepiniz biliyorsunuz. Partiye ve geleneklerine dönük bir saldırı suçlamasıyla ortaya çıkan ithamı ciddiye almıyoruz.

Partimizin gerçek sorunları vardır. Bu sorunları masaya yatırmadan ve partinin kolektif bilincine çıkarmadan ileriye dönük yol almak mümkün değildir. Yaşanan bu krizin adını koymamız lazım. Bu kriz Merkez Komitesi’nde somutlanan önderlik sorunudur. Partimizin bu sorunu çözecek bir birikimi mevcuttur, ancak her şeyden önce zorunluluktur.

Ortaya çıkan bu krizin nedenlerini doğru saptamak ve bu krizi bugünlere getiren olguları net olarak görmek gerekir. Ne yazık ki her türlü ilerletici ve partiyi örgütleyici önerilerimiz ve parti birliği için girişimlerimiz bir duvarla karşılaşmıştır.

Partimizin bu sorunu aşacağını biliyoruz.

Bütün yoldaşlarımıza güveniyoruz.

Bu sorunu aşacak zemin arayışı içinde olduğumuz ve partinin bu krizden çıkması için sorumluluk taşıdığımız bilinmelidir.

Türkiye Komünist Partisi üyelerini, soğukkanlı ve sağduyulu olmaya çağırıyoruz. Partimizin resmi iletişim kanallarının parti hukukuyla bağdaşmayan yollardan kullanılmasıyla yapılan açıklamalara ve çağrılara itibar edilmemelidir. Yaşanan tartışma politik ve örgütsel bir tartışmadır. Bu tartışmanın bütün üyelerimiz tarafından sağlıklı olarak yapılabileceğine inanıyoruz.

Şu andan itibaren bütün alanlarda yaşanan gerilimi azaltmaya çağırıyoruz. Siyasi mücadelede bunu da normal karşılamak lazım.

Türkiye Komünist Partisinin atılım yapabileceği bir dönemde partinin birliği ve geleceği için üzerimize düşen görevin bilincindeyiz! Bugüne kadar aldığı tüm görev ve sorumlulukları yerine getirmeye çalışan yoldaşlarınız olarak bu krizi sizinle birlikte aşacağımızı biliyoruz.

Görevinin başında olan Merkez Komitesi üyeleri,

Ahmet Tarık Yenil, Aysel Tekerek, Barış Tercioğlu, Doğan Ergün, Emrah Akansu, Erçin Fırat, Erkan Baş, Kamil Tekerek, Kurtuluş Kılçer, Metin Çulhaoğlu, Metin Uçak.