6 Eylül 2014 Cumartesi

FKBC neden var, neyi savunur?

Burjuva kapitalist sistem gericilikle birlikte kırıp döküyor, kanun dışı hareketleri kendilerine soranlaraysa “terörist” görüyor ve bu bağlamda açıklama yapıyor. Şimdiden bunu bizlere soracak olanlara soruyla yanıt veriyoruz: “Yasa, masumu, ezileni, mazlumu korumuyorsa, neden saygı duyulsun ki?” Bundan sonra bizlerin sistemden yaka silktiği değil, aksine bizlerin radikal bir şekilde sistemden yaka silkmemiz çağırısı / manifestosunu yapıyor, kaderciliğinize lanet okuyoruz; Lanet olsun “fıtratınıza” ve “kaderciliğinize!” diyoruz.

Boş ama sırf zengin olduğu için, pis ve çirkef kendi kafeslerinde oturanların, yalnız ve darmadağın hayatlarında birer köle gibi duranlar, yemek tabaklarınızı önünüzden alıp çöp kutularına atacağız. Sizi aç bırakacağız. Şimdi soruyoruz bizim gibi yoksul olanlara, neden susuyor ve duruyorsunuz - duralım ki(?) duvarda, zenginlerin sistemi için sprey boyayla yazılmış molotoflu birer not neden olmayalım: “Pencerenize atılmış küçük bir çakıl taşının camlarınızı çizmesini yeğliyoruz, her gece sisteminizi sarsmayı tercih ediyoruz. Çünkü bizler, sizlerin aptallığınızı her gün yüzünüze vurarak ama her gün özgürlüğü için yaşayanların, savaşanların devrimci propagandasını yaparak ama daha çok umarak, inanarak, yaşarak, yaşamaya devam ettireceğiz. Bir temenniyi güdmüyoruz, onurlu olmaktan söz ediyoruz: savaşarak, sevişerek sisteminize imza atmayı arzu ediyoruz! Yapacağız! Başaracağız!” diyoruz.

Bundan sonra yüzlerimiz de mahalleriniz ve kasabalarınız da, ilçeleriniz ve de semtlerinizde kar maskeleri, gece karanlığında iş yerlerinize, düzen içi parti örgütlerinize sızarak, deneylerle size inanmışların neler yapacağını kanıtlayacağız, asalak ön yargılarınızdan kurtulacaksınız, bu hedef size inanmışları da kurtarmayı hedefliyor. Onursuz kalmaktansa, onurlu ama sınıf bilincine dayalı kurtuluştan, yığınların onurlu ordusundan söz ediyoruz. Gerekirse etrafı kırıp dökerek ve geride imzalarımızı bırakarak yapacağız bunu. 

Bununla da kalmayacağız: sözüm ona gerici bilim adamlarınızı tehdit edeceğiz, gece vakti evlerinizin yanında gürültü yapılıyorsa bilin ki biziz diyoruz. Duvarlarınıza sloganlar yazılıyor, camlarınız kırılıp, resmi plakalı araçlarınız kundaklanıyorsa deyim yerindeyse FKBC’nin “deney laboratuarların”dasınız diyoruz, kötü muamele gösteriyorsanız, kötü muamele göreceksiniz. Fakirlikten söz eden demagojilerinizi ağzınıza tıkayacağız.

Algı manipülasyonunuzu ve tiksindiğimiz ama bir türlü gelişemeyen demokrasinizle birlikte güvenlik teknolojilerinizi yerle bir edeceğiz. 

FKBC’yle düşünce ortaklığı FKBC’ye dâhil olma süreci
Bu bağlamda FKBC tiksindiği ve hileli (güdümlü) yöntemlerden söz ederken benmerkezci değildir. Olmayacaktır, olamaz. Aksine FKBC’nin ne lideri var, ne de belli bir yapısı. Hayır, FKBC yok(!), FKBC’liler var. FKBC 2012 - 1 Mayıs’ı dışında somut olarak asıl katıldığı reel olarak Gezi direnişi sürecinde de asal olarak dillendirdiği Koordinasyon Komitesi’nin eksikliğinden söz ederek FKBC’nin “sizlerin örgütlenmesi” olduğudur. Öyle ki tam anlamıyla FKBC şu ana kadar kendi propagandasıyla birlikte elbette (dost gördüğümüz illegal, politik analizlerinden dolayı legal gördüğümüz diğer sosyalist oluşum - partilerin “devrimci” propagandasını deyim yerindeyse bir “organizasyon” şekilde yaptı) yer yer yine, yapacak(!) PKK’de olacak, DHKP/C’de, MKP'de, TKPM/ML TİKKO’da, ÖDP’de, SDP’de, HDP’de ve TKP ayrışmalarının yaşandığı Komünist Parti’lerde(…) Ama reel olarak FKBC bu yapılanmalardan farklı “düşünce ortaklığı” dışında artık bağımsız hareket edecek. Kendi propagandasını ön plana çıkaracak. Yani illa ki üyelikten söz edeceksek, bunun için herhangi bir eylem yapmak gerektiğini söyleyebiliriz.

FKBC’de kararı bağımsız kişiler ya da kimliği bilinmeyen gruplar veriyor gibi görünecek. Fakat hedefi belirleyip, eylem zamanını kararlaştıran yerellerin (bölgelerin) Koordinasyon Komitesi bir anlamda da adına Merkezi Komite dediğimiz mekanizma olacak. Örneğin bir parti binasını ya da saçma sapan laboratuarıyla birlikte tespit edilen bir işbirlikçinin evini basmak için en iyi zaman, elbette gece vakti olacak. Standart metotlardan söz etmiyoruz ama her baskın birbirinden farklı olacaktır, çünkü eylemi gerçekleştiren insanlar olarak farklı olacak. Bu bazen mahalle, bazen il - ilçe, semt eylemiyken, bazen Avrupa’nın merkezi yerlerinde olacak.

O yüzden bundan sonra eylemlerimiz, bağımsız kişiler ya da özerk hücreler yapıyor olacak. Tepede, “şunu, şu zaman yapın” diyen bir kontrol mekanizmamız yok. Özetle: eylemlerin sıklığı ve aralığı, insanların öfkesine kalmıştır söylevinden hareketle, kendimizle birlikte “örgütsüzleri herkes sever” diyerek örgütsüz örgütlüleri eyleme sevk ediyor / çağrı yapıyoruz. Eylem yapın!

Zira biliyoruz ki, her ülkenin kendi koşulları ve istismarcıları var. Kendi ülkemde, parmağımı doğrultup, “bu yanlış” diyebileceğim onlarca şey varken, sizinkine yöneltmemiz doğru olmaz ama Türkiye’deki devrimciler sadece insanlar için de mücadele ederken artık bilinsin ki bizde susmayacağız. Türkiye Devrimci Hareketi'ne renk katarak merkezi 2008 / 2009 yılı Türkiye yapılanması olan FKBC, kimseye şans dilemiyor: mücadele edin, organize olun, örgütlenin diyoruz. Kendinize dikkat edin ve doğru bildiğinizden şaşmayın saçmalığına da sarılmıyoruz. 

Diyalektik olarak sisteme karşı gelirken tehlikelerle karşı mücadele ederken her şeyle karşı karşıyayız. Biliyoruz ki hareket edersek kazanacağız, durur ve sendelersek kaybetmemiz kaçınılmaz ve erken.

Ezilenler, işçiler, sokağı istismar etmediği sürece ve örgütlenirse kazanacak. Tercih olarak istismar yolunu seçenler olursa onlara inan savunucularıyla birlikte yaşama şansları yok. Bu mantıkla hiçbirimizin şansı yok. Kaybederiz, kaybedeceklerdir.

Asıl soru esas teröristler, zayıf ve masum olanı terörize edenlere karşı, zulmü engellemeye karşı nasıl terörist bir davranış olabilir(?) otoritelere, uluslararası çaptaki endüstri tekellerine, emperyalizme karşı gelmek istiyorsak, bu aşağılık kapitalist - emperyalist sisteme “suçlu” muamelesi yapmalıyız, hani “toplumu tehdit ettikleri” söylenmişti ya tarihi olaylara daha iyi bir perspektiften bakmalarını sağlayabilir, bu aptallara ifade özgürlüğünün ne olduğunu öğretebiliriz. Otoriteleriniz bizi engellemiyor, engellemeyemezsiniz, tanımıyoruz demeliyiz. 

Uzun yıllardır farklılaşmaktan, ötekileştirinliğinden söz edenler: birkaç neslin kökünden söz edip, “konu bu değil” diyerek susanlar, daha adil bir dünya için mücadele edeceğimizi unutmayın. Kaynaklarımız yeterli, ama gerçekleştiğini uzun yıllar göremeyeceğimiz bir mücadele içerisine girdiğimizi de unutmayalım.

Unutmayalım(!) çünkü insanlar yaşamaktan vazgeçmeyeceklerine göre kapitalizmden vazgeçeceklerdir. Dünya dönmeye devam ettikçe kapitalist - emperyalist sistem bu korkuyla yaşayacaktır. Yaşamak zorundadır, kazancağız: bu kaçınılmazdır.

Sokak özgürleştirir...
Büyük altüst oluşlar, sokakta gerçekleşmiştir. Sokak belirleyicidir, değerlidir, önemlidir. Bu yüzden eğer gerileyecekse faşizm, gericilik ve piyasacılık ve bu hesaplaşma tam anlamıyla bu güçlerle olacaksa sokaklarla olacak. İddiası olan sokağı seçer, sokağa yönelir. Sosyalist sol ve komünistler salt sokakta kazanmaz: evet! Ama sokağın nabzını tutmak büyük bir silahtır, düzen güçleri böyle geriletebilir. Tarihte de böyle olmuştur, sokağı terk eden iflah olmamıştır. Öyle ki Sovyetlerin yıkılış sebebi Bolşeviklerin sokakları terk etmesiydi. Bu özellikle Tayyip kliğinin cumhurbaşkanlık koltuğuna oturduğu şu günlerde daha da anlamlıdır. Tayyip kliğinin devleti henüz sokağı ele geçirmedi, geçiremedi: sokakta güçsüz. Asıl yenilgi sokakta olacaktır. Bu yüzden parlamento da olmak önemli değildir, sokak gerçek muhalefettir. Sokağa sahip çıkan kazanır. Dün de öyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Umudumuz sadece kendimizde yatıyor!

Sokağı dejenere etmeden, sokağı amaçlamalıyız!
Sokak özgürleştirir!

Hiç yorum yok: