1 Ocak 2015 Perşembe

Küba’da devrimi var edenler bağımsızlığı koruma ve sosyalizmi ilerletme misyonunu 56. yılında da sürdürüyor!

ABD tarafından Küba’nın diktatörlükle yönetildiği propagandasına da sıklıkla başvurulduğu biliniyor. Oysa Küba’daki demokrasi anlayışı ABD’nin parlamenter sisteminden ve onun karikatürü olan Batista rejiminden kıyaslanamaz ölçüde ileridedir.

“Bundan sonra devrimci Marx, tarihin bir parçası olarak savaşa katılacaktır. Biz pratik devrimciler, mücadeleye girişirken bilim adamı Marx’ın önceden gördüğü yasalara uyarız. Ayaklanma yolunda, eski iktidar yapısına karşı mücadele ederken, bu yapıyı yıkmak için halktan dayanak alırken mücadelemizin temelini bu halkın refah ve mutluluğu üzerine kurarken bilim adamı Marx’ın öngörüşlerini doğrulamaktan başka bir şey yapmayız. Demek istediğim, Marksizm’in yasaları Küba Devrimi’nin gerçeklerinde vardır -bir kez daha altını çizelim en iyisi- bu olgu, devrimin yöneticilerinin kuramsal açıdan bu yasaları bilip bilmediğinden, uygulayıp uygulamadığından bağımsızdır.” (Küba Devrimi’nin İdeolojisini İncelemek İçin Notlar - Ernesto Che Guevara)

Moncada Kışlası adını Küba halkının İspanya’ya karşı giriştiği “Bağımsızlık Savaşı” kahramanlarından olan General Guillermon Moncada’dan alır. 1800’lerin sonuna denk gelen bu savaş, Küba’nın İspanyol sömürgeliğinden çıkarak ABD emperyalizmine teslim olması ile sonuçlanmıştı. Ancak Moncada adı Küba tarihinin önemli bir dönüm noktasında bir kez daha ortaya çıktı. İsmi yeniden gündeme getiren bir grup isyancı Kübalının kötü bir plan, sınırlı sayıda silah ve büyük bir gözü peklikle söz konusu ismi taşıyan kışlaya düzenledikleri saldırıdır. Saldırı başarısızlığa uğrar ama Küba Devrimi daha yeni başlamıştır...

Küçük yenilgilerden doğan büyük zafer!
“İşte böylece kırların terine batarak, dağların ve bulutların ufku önünde, adamızın kızgın toprağı üzerinde, isyancı şef ve beraberindekiler Havana’ya girdi. Tarih, halkın ayaklarıyla yeni bir Kışlık Sarayın merdivenlerini tırmanıyordu.” (age)

1492’de eski dünya tarafından keşfedilmesiyle birlikte kolonileştirilen Küba’nın İspanya’ya karşı verdiği mücadele ABD işgaliyle sonuçlanır ve ABD, 1902’de Küba’da kukla hükümet kurarak adadan çekilir. Küba 50 yıl boyunca ABD emperyalizminin boyunduruğunda, kumar, uyuşturucu ve fuhuş merkezi olarak varlığını sürdürür. Kıtanın genelinde olduğu gibi Küba’da da bir yandan burjuvaziye, çetelere ve mafyaya hizmet veren “eğlence” sektörü gelişirken diğer yandan işsizlik, açlık, kölelik had safhadadır. İşçi sınıfı içerisindeki sınırlı örgütlülük dışında Küba halkı tepkisini ifade edecek örgütlülükten uzaktır.

Bu koşullarda, Fidel ve Raúl kardeşlerin etrafında toplanan 100 kadar Kübalı boyundan büyük bir işe kalkışarak devrimin işaret fişeğini ateşler. 26 Temmuz 1953 günü gerillalar, kendilerinden kat be kat kalabalık bir askeri birlik tarafından savunulan (400 ila 1000 arasında farklı rakamlar telaffuz edilmektedir) Moncada Kışlası’na saldırıda bulunur. Amaç kışladaki birliği yok etmek ve Küba Devrimi’ni başlatmaktır. Saldırı askeri anlamda hızlı bir başarısızlığa uğrar, pek çok isyancı öldürülür ya da teslim olur, bir kısmı ise şehirde kaybolduğu için kışlaya varmayı bile başaramaz ancak tüm olumsuzluklara rağmen asıl amaç gerçekleşmiş, isyan başlamıştır. Bundan böyle Fidel’in başlattığı hareket 26 Temmuz 1953’te gerçekleşen eyleme ithafen “M-26-7” yani “26 Temmuz Hareketi” olarak anılacaktır.

Başarısız saldırıdan sağ kurtulabilen az sayıda savaşçıdan olan Fidel ve Raúl 15 yıl hapis cezası alır, ancak politik tutsaklara çıkan af sayesinde 1955 yılında serbest bırakılarak Meksika’ya sürgüne gönderilir. Castro kardeşler Meksika’ya sürgün edilen Kübalı devrimcilerin yanı sıra Ernesto Guevara ve Camilo Cienfuegos gibi devrimin gelecekteki önderleri ile de bir araya gelerek Küba Devrimi için hazırlıklara başlarlar. Bir yıllık hazırlığın ardından 1956 yılında Granma isimli yat ile Küba’ya çıkılması ve devrimin başlatılması kararlaştırılır. Ancak plan bir kez daha başarısızlığa uğrar. Planlanan yerin uzağında karaya çıkan 80 kadar gerilla pusuya düşürülür ve 26 Temmuz Hareketi’nin kontrolündeki bölgeye sadece 12 gerilla ulaşabilir.

Fidel Castro, Raúl Castro, Camilo Cienfuegos ve Che Guevara’nın da aralarında olduğu bu ekip, 26 Temmuz Hareketi güçleriyle buluştuktan sonra hızla örgütlenme çalışmalarına başlar. Küba ordusuna düzenlenen başarılı saldırıların ardından gerilla güçlerine köylülerden gelen destek artar ve 26 Temmuz Hareketi’nin yarattığı etki zamanla metropollere de yayılır. Gerilla savaşı ile başlayan harekete önce farklı gerilla grupları, sonra da şehirlerde örgütlü olan sosyalist partiler katılır. Adım adım örülen devrim 1 Ocak 1959’da Batista’nın kovulmasıyla zaferini ilan eder.

Arka bahçedeki çatlak ses!
“Halkımız, tek başına bulunduğu öncü siperinden sesini duyuruyor, söylediği, bozguna uğramış bir devrimin son şarkısı değil, Latin-Amerika’lı savaşçıların dudaklarında sonsuza dek kalacak bir devrim marşıdır ve tarihten yankılarla çınlamaktadır.” (Latin-Amerika Devriminin Taktik ve Stratejisi - Ernesto Che Guevara)

Soğuk savaşın kaotik ortamında gerçekleşen Küba Devrimi başta emperyalist-kapitalist sistemin jandarması ABD tarafından büyük bir korkuyla karşılandı. Doğu blok ülkeleri ile de hızla ilişkilerini geliştiren Küba, devrimin Latin Amerika’yı sarmasının yanı sıra "kızıl tehdit"in ABD'nin burnunu dibine kadar gelmesi anlamını taşıyordu. CIA şefleri Küba Devrimi’ni boğmak için kolları sıvadı ve düzenlenen ilk saldırı La Coubre adında silah yüklü bir Fransız gemisinin patlaması oldu. Saldırıda 100'e yakın insan öldü. Kapitalist-emperyalist sistemin vahşi saldırıları misliyle sürdü ve 50 yıl boyunca ABD saldırılarında 3478 Kübalı katledildi.

İki kutuplu dünyada belli dengeleri korumak zorunda olan ABD saldırılarını açıktan yapmak yerine, Küba'dan kovulan suç örgütü üyeleri ve karşı devrimci güçler aracılığıyla gerçekleştirdi. Bugüne kadar CIA eliyle 300'den fazla karşı devrimci örgüt kuruldu, Fidel Castro'ya yönelik 600 suikast girişiminde bulunuldu ve on binlerce saldırı düzenlendi. Turizme zarar vermek için oteller bombalandı, ekonomiyi çökertmek için ambargonun yanı sıra şeker tarlaları yakıldı, hayvanlar bulaştırılan hastalıklarla telef edildi. Ancak CIA yönlendirmesi ve planlaması ile düzenlenen tüm bu saldırılar Küba halkı tarafından boşa düşürüldü.

ABD’nin terör saldırılarına ve ambargoya göğüs geren Küba, Doğu Blok ülkelerinin de önemli yardımlarıyla büyük bir gelişme göstererek ABD’nin korkularının haklı olduğunu gösterdi. Sağlık ve eğitim alanına özel önem veren Küba Devrimi tüm Kübalılara ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti sunmakla kalmadı, başta Latin Amerika ve Afrika olmak üzere pek çok bölgeye on binlerce gönüllü doktor gönderdi. Çocuk ölüm oranının binde 6, ortalama yaşam süresinin 75-77 olduğu adada her 100 aileye bir doktor düşüyor.

Büyük çoğunluğu tıp fakültesi olmak üzere devrimden sonra 60 üniversitede 17 bin öğrenci ücretsiz eğitim alıyor. Okuma yazma oranı devrimden sonra %100’e ulaşırken eğitim 9. sınıfa kadar zorunlu. Gıda karneleriyle temel beslenme ihtiyacı güvenceye alınan Kübalıların aile büyüklüğüne göre konut hakkı bulunuyor. Küba’da kimse sokakta yaşamıyor ve işsizlik oranı yüzde 2’nin altında.

ABD tarafından Küba’nın diktatörlükle yönetildiği propagandasına da sıklıkla başvurulduğu biliniyor. Oysa Küba’daki demokrasi anlayışı ABD’nin parlamenter sisteminden ve onun karikatürü olan Batista rejiminden kıyaslanamaz ölçüde ileridedir. Küba’da aday olmak için büyük masraflara girmek gerekmiyor, üç kişi tarafından önerilen herkes aday olabiliyor. Seçilen temsilciler de gönüllü çalışıyor ve ücret almıyor. Normal işlerine devam eden temsilciler eğer istifa etmek zorunda kalırlarsa, eski işlerinde aldıkları kadar maaş alıyorlar. Tüm yöneticiler 1 ay tarlada çalışmak zorundalar ve halk tarafından hizmetlerinden memnun olunmadığında geri çağrılabiliyorlar. Halkın sendikalar, gençlik ve kadın örgütleri gibi çeşitli örgütlülükler aracılığıyla taleplerini dile getirme hakları da tümüyle korunuyor ve örgütlülük düzeyi de hayli yüksek.

“Gerçek şu ki, ABD bir kez daha Küba’nın açmazlarına oynuyor. 56 yıldır dize getiremediği Küba’yı şimdi daha kirli politikalarla içten fethetmeye çalışıyor. Bunun ne denli başarılı olup olmayacağını, her şeyden önce ve herkesten çok yarım asırdır sosyalist ideallerle kolektif bir kültürel kimlik kazanmış Küba halkının tutumu belirleyecek. Küba halkı, devrimi ve kazanımlarını tehlikede hissettiği her durumda büyük bir bağlılıkla devrimin değerlerine sahip çıkmasını bildiği içindir ki son 20 yılda iyice ağırlaşan izolasyona, baskılara, her türlü ambargoya rağmen Küba’nın ayakta kalması sağlanmıştı. Küba halkı devrimin kazanımlarını savunmaya devam etmelidir.” (ABD - Küba ilişkilerinde yeni bir döneme doğru, 26 Aralık 2014)

Küba’daki özgürlük mücadelelerinin devrimle taçlanmasında kuşaklar arası geçişkenlik büyük rol oynamıştı. Gelen her yeni kuşak kendi içinden geçmiş deneyimlerin bilgisiyle daha fazla yüklü, daha öfkeli ve siyasi olarak daha radikal kahramanlar çıkardı. Kıskançlıkla sahip çıkılan tarihsel miras ulaşılan bazı eşiklerden asla taviz verilmemesini sağladı. Bu eşikler en sade ifadesiyle bağımsızlık ve sosyalizmdi. Küba’da Devrim'i var edenler bağımsızlığı koruma ve sosyalizmi ilerletme misyonunu devrederken, en büyük güvenceleri tarih bilinciyle yetiştirdikleri sosyalizmin çocukları…

Hiç yorum yok: